MAĞLUP
Unutmak, bir derin yas damarlardaki koyulukta;
Boğulmak, soğuktan titrerken kan sıcaklığında.
Kıvranarak uyandığın her sabahta
Sana rastlamak, göz çapağındaki sarılıkta.
Soluk bir yüz, kırılgan bakışların serinliğinde;
Üşürken sen, yangının sebebi olmak senden,
Yanmak ve sanmak benden.
Sanrıların ortasında titrek bir beden,
Kurgulanmış yaşamların arasında özgün olma çabası…
Bu yok oluşlar, var olmak, birer birer azalırken
Işıkları uyutmak ve karanlığa teslim olmak.
Azala azala çoğalttığım hiçlik…
Sarıldığın her bedende aldanış;
Bir tebessümün sende bıraktığı “ah”…
Bir daha yaklaşamamak insanlığa.
Gece de bir yıldız, varlığın;
Yokluğun, sabahın uyanışı.
Medcezirlerinde kaybolan kadın,
Arıyorken kendini, rastladığı her yüzde senli gizler.
Gizlerle yoğrulmuş kader: eller ve güller,
Tüten bacaların için için ölen ciğerleri…
Yaşıyorum sanrıları, ölüyorum çığlıkları.
Girdaplarına bulandığım dünya,
Sokakları soğuk ve kanlı;
İnsanları acılı ve kirli.
Masumiyet, bir vaha…
Keder kokan yüreklerin türküleri.
Hiçbir sözde yok iz
O kirlenmiş gecelerden,
Kirlenmiş yüzlerden,
Kokuşmuş tenlerden…
Hıçkırık sesleri, duyulmayan;
Mutluların gözyaşları, tenhalarda.
Sessizliğin küllenmiş tadı yüreklerde.
Unuttuğum, unutamadığımmış meğer…
Kaygılarımın çokluğu, varlığının azlığı.
Tenhalarda sızlayan senlerim,
Gün ortasında açan çiçeklerim…
Kendini kandırmanın dilemması,
Yüreğine basa basa gelen ayak sesleri.
Üzerinde debelenmek ve izin vermek;
Kalpsizleri merhametli ummak her seferinde.
Atmayan et parçasını yaşıyor sanmak,
Kırmızılığından medet ummak.
Ölürken, yine ve yeniden
İnanmak…
Unutmamak için her seferinde inanmak;
Kaybedişin her rengi, inanıyor olmak.
Kazandıkların, acı veren hülyalar;
Ve birkaç anı, gözleri nemlendiren,
Boğazını düğümleyen o yakıcı ses…
Unutmamak için çırpındığın,
Unutmak için yandığın savaş.
Sen ve küllerin kalan;
Gün batımı sakinliği,
Yok oluşun…

Yorumlar
Yorum Gönder