YAŞIYOR GİBİ YAPMANIN YORGUNLUĞU


Gün doğdu ve geceydi ardımda kalan.
Gözlerimin perdesi, o masum hecesi.
Sisler arkasında kalan adımlarım;
göremiyorum önünü yaşamanın.

Hep ardında kalan çelimsizliğim,
diz kapaklarımda çocukluktan kalma izlerim.
Yirmi beş yaşında küçük bir kız çocuğu olabilmek…
Oysa küçükken bebeklerime elbiseler dikerdim.
Şimdi elbiseler içinde sevgisiz gençliğim.

Büyümekten hiç haz almadım.
Özlemlerim koyulaştı;
kendime,
evvelime.

Küçüktüm, korkardım karanlıktan.
Büyüdüm, gece lambasını dost bildim.
Mezarlıktan korkardım;
karanlıktan korkmakla eş değerdi.
Meğer karanlık içimdeymiş.

Ölümle kucaklaştığımda dost oldu mezar taşları,
konuşmayan çam ağaçları…
Sevdiklerimin koruyucusu
ve yalnızlığına ortak varlıklardı.
Ölülerin bile dostları vardı.

Nefes alırken duvarlara hapsettiğim yüzüm,
söylesene: ölüden ne farkın vardı?

Yalnızlığı kanaya kanaya içmişim.
Bana ağlamaklar kaldı.
Yorgunum, dünyayı çözmeye çalışmaktan.
Kendimle kalmaktan bile yoruldum;
gözlerimin dolmasından,
yüreğimin solmasından.

Yoruldum.
Yeniden, hep yeniden başlamaktan.
Her varamıyor olmaktan.
Dolup dolup taşmaktan.
Susmaktan, anlamaktan, adımlamaktan.
Elimde yüreğimle savaşmaktan;
en çok da her şeyi anlayıp
kabulleniyor olmaktan.

Bunca hengâmenin arasında
insan kalmaya çalışmaktan yoruldum.
İçim kan ağlarken yüzümü aydınlatmaktan,
gün ortasında sağanağa yakalanmaktan.

İçime sığamıyorum,
kanatıp duruyorum acılarımı yakasından.
Yirmi beş yaşında yaralı bir yarım olarak
taşıyorum sancılarımı.

Gün ve dündü ardımda kalan.
Sisler ardında kalan bir rüyaydı
yaşamak türküsü,
yaşamak ülküsü.
Yaşıyorum sanmanın üzüntüsü…
Hoşça kal, sevincim, rengim;
bir gün batımı sakinliği,
derinliğim. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar